9 Şubat 2016 Salı

Hayata Dair Beklentiler...

Beklediğim, istediğim neydi şu Dünya'dan dedim kendime;
  • Başkaları ile fazla uğraşmadan, savaşacaksan kendinle savaştığın, yeneceksen kendini yendiğin bir dünya.
  • Sevdiğin işleri yaptığın veya yaptığın işleri sevdiğin bir dünya.
  • Yeri geldiğinde elini sımsıkı tutacak, sıcaklığını hissedeceğin insanlarla olduğun, yeri geldiğinde kendinle başbaşa kaldığın, kendini dinlediğin ve sonunda yine kendini anlayamadığın :)  bir dünya.
  • Dost sıcaklığı, sevgilinin dokunuşu, aile içtenliği ile dolu, ama bunların hiçbirinin seni yıpratmadığı bir dünya.
  • Sevdiğin hangi uğraş varsa ona vakit harcadığın, bunları sırf zevk aldığın için yaptığın bir dünya.
  • Sanatın çok dalının, en başta müziğin hayatınla içiçe olduğu bir dünya.
  • Kitapların sana dost olduğu, yol gösterdiği, tüm bunlara rağmen karmaşıklığını hala anlayamadığın bir DÜNYA!

1 Haziran 2015 Pazartesi

İçimize yapılan yolculuklar..

"Kendi içine yapılan yolculuk" goygoyunu bir kenara bırakırsak; realitede insanoğlunun kendi dışındaki her canlı ve nesneyle münakaşa-savaş halinde olduğunu görebiliriz. Kolay olan, insanı sorumluluklardan uzak tutan budur çünkü. Hep çevremiz haksız, hep biz mağduruzdur. Dış dünyadaki mağdurlara göstermediğimiz ilgi-alakayı kendi mağduriyetimizde bekleriz. "Ego" mu dersiniz, "bencillik" mi, yoksa düşüncesizlik mi bilmem ama varolagelen budur. Aksini iddia edip, kendine dönenlerse mutsuz bir azınlıktan ibarettir, onların sizinle uğraşacak halleri de yoktur. Kendi dünyalarındaki karmaşa onları yeterince bunaltmıştır. Sorumuz şu ki; mutlu bir egoist mi olacaksınız, yoksa mutsuz bir azınlık mı?

6 Şubat 2011 Pazar

Ankara'dan abim gelmiş...

karışır mesafeler o anda, olur olmaz uzaklar, olur olmaz kısalır,
kadıköy'den istanbula ilk avare akşamlar..
İnsan bazen hüzünlenmek istiyor, hüzünlenecek bir şeyler bulmak. Sanırım bu ruh halini alışkanlık haline getirenler için özlenecek bir şey bu. Bu şarkı bana hüznü hatırlatıyor, sadeliği, sadeliğin hüznünü belki de. Bazen içinde bulunduğunuz karmaşayı yok etmek istersiniz ya hani, bundan daha iyi olmayan, ama daha sakin olan geçmişinize gitmek istersiniz, öyle oluyorum bu şarkıyı dinleyince. İlk gençlik yılları, saflık, o heves, bu hevesle yaşanan kimi aptalca kimi sempatik şeyler... Sorumluluğun az olduğu o dönem, bu dönemkinin tersine avarelik, umursamazlık, bazen bir kişinin söylediği saçma bir sözü günlerce düşünmek, içinden tonla mana çıkarmak. Ve o saflığı giderek yitirmek, saflığın aynı zamanda salaklık olduğunu bilmek ama gene de o salaklığı bile özlemek.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Geçmişe Dönebilsem...

Üniversite son sınıfta okuyan her genç gibi geçmişi sorgulamaya ve gelecek hakkında kaygılanmaya başladığım günlerdeyim. Beni başka bir ben yapan üniversitenin bana kattıklarının yanında, "şimdiki aklım olsa..." klişesinin kafamda fazlasıyla yer ettiği günler...
Hayatta en çok şey öğrendiğimiz zamanlar 18-25 yaş arası sanırım. Ergenlikte duyulan o "kimse beni anlamıyor, ben herşeyin farkındayım, bilirim herşeyi" triplerinin ne kadar boş olduğunu bu dönemde anlıyorsun yavaş yavaş. Ben de her türk genci gibi bu zaman diliminde çok şey öğrendiğimi ve mezara kadar sürecek bu eğitimin bu dönemde hız kazandığını fark ediyorum. Velhasıl-ı kelam, diyorum ki yeniden 18 olsam neleri yapar, neleri yapmazdım?
-Hayata dair daha kendine güven sahibi olur, hobi olarak heves ettiğim işlere daha çok zaman ayırırdım,
-Hayattaki önceliklerimi daha doğru belirler ve neye ne kadar vakit harcıyacağımı planlardım,
-Daha çok film izler, müzik dinler, hatta bağıra çağıra şarkı söylerdim,
-Kendime fırsatlar yaratır, kendime katabileceğim kadar çok şey katardım bu dönemde,
-Zihnimi gereksiz şeylerin uzunca meşgul etmesine izin vermez, yeri geldiğinde herşeyi kafamdan siler, kafamı dinlendirirdim,
-Pekmez gıdasını daha çok tüketir ve şu lanet olası kansızlık hastalığından kurtulurdum:)
-Az biraz spor yapar vücudumun hamlamasına izin vermezdim,
-Dans eder, hoplar, zıplar, enerjimi dışarı atardım,
-Sevdiklerime daha çok sahip çıkar, herkese hak ettiği kadar sevgi verirdim,
-Kısacası daha dengeli, makul, eğlenceli, dolu bir okul dönemi geçirirdim. 22 yaşındaki bir insanın geçen günlerine hayıflanması biraz komik görünüyor olabilir:) Belki de geçmişle yüzleşip geleceğe bakmak benimkisi, kim bilir 5 yıl sonra belki yukardakilerin bir kısmını daha doğru uygulayan bir kimse olabilirim:)))

7 Kasım 2010 Pazar

Gelişim-Değişim


Yazmıyorum bayadır buraya. Nedeni yazabilecek bir şeylerin aklıma gelmiyor olması. Aklıma gelenlerinse yazılmayacak şeyler olması. Neyse, bir şeylerden bahsedeceğim demek bugün.
Hayatla ilgili ahkamlar kesecek psikolojide değilim bir süredir. Bir şeyler öğrendikçe aslında hiç bir şey bilmiyor olduğunu anlarsın ya o hesap benimki. Kestiğim ahkamlar, ettiğim beylik laflar sonraları düşündürüyor beni. Bu sebeple daha az konuşuyorum artık. Sadece insanlarla değil kendimle konuşmam da azaldı, eskiden kafamda bir ton şeyi evirir çevirirdim, sonuç olarak sadece beynimi yormuş olurdum ve o an yapmam gereken şeye odaklanamamış olurdum. Artık daha sakin olmayı deniyorum.
Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak bu değişim için de değişik yöntemler bulmak gerekiyor sanırım. Bir süredir bu çabadayım ben de, daha önceleri denediğim yöntemlere yanaşmıyorum bu sefer, yeni şeyler deniyorum, uğraşıyorum. Kendimi eleştiriyor, bir şeyleri sorguluyor ama kendime de haksızlık etmiyorum. Kısacası daha makul olmaya çalışıyorum. Ama kendime kaybetme hakkı da tanıyorum.
Yine böyle haller, durumlar. Kısa zaman içersinde burada başka içeriklerde yazılar yazmak dileğiyle

12 Ekim 2010 Salı

Teyze Olmak


20'li yaşlara gelmiş ve kendinizden büyük bir ablaya sahipseniz karşılaşabileceğiniz bir durum teyze olmak. Ben de 3 buçuk yıldır teyzeyim:) Hayatımdaki en sempatik sıfatlardan biri teyze olmak:) Yeni konuşmaya başlamış bir bıcırın "tiyaaa, teeesee, teyze" diye etrafınızda dolanması çok hoş bişey. Tüm bunları yazarken yanınıza gelip bilgisayar monitörüne bakmaya çalışan 1 buçuk yaşındaki kız yeğen dünyanın en sempatik şeyi olabilir:)
Hepimizin ailesinde bebekler-küçük çocuklar vardır, severiz oynarız vs. Ancak kan bağı yakınlaştıkça kendinize daha yakın hissettiğiniz bir gerçektir. İsterse dünyanın en sevimli çocuğu olsun, yeğeniniz gibi yakın gelmez size. Yaptığı onca yaramazlığa rağmen tahammül edebiliyosanız hala sevesiniz geliyorsa bunun bir nedeni olmalı.
Hele uzaktaysa yaşıyorlarsa tatilinizi sırf onları görmek için memleketinizde bile geçirebilirsiniz.
Evdeler şimdi yeğenlerim, mızıldanıp yaramazlık yapıyorlar, ama dünyanın en sevimli şeyleri onlar herşeye rağmen:)

7 Ekim 2010 Perşembe

Üniversite-Özgürlükler

Siyasi içerikli yazılar yazmayı sevmiyorum, ancak yurdum insanının çok bilmişliğiyle her konuda atıp tutmasının ardından kendi fikirlerimi de yazayım dedim.
Evet üniversitelerde özgürlük, çok manalı bir söz. Hepimiz isteriz özgürlüğü. Ortaokul 2. sınıftaki Vatandaşlık Bilgisi dersinden zihnimde yer etmiş bir kaç şey vardı, bunlardan biri ise "Başkalarının özgürlüğünün başladığı yerde seninki biter.". 13 yaşındaki çocuğun öğrendiği bir şey yani, ama biz kocaman büyükleri bunu anlamak, algılamak istemiyoruz.
Bu konuda söylemek istediğim çok şey var. Ancak bu yazıyı yazmama sebebiyet veren konuya değineyim önce. Az önce bir ana haber bülteninde, bir haber izliyordum. Son günlerdeki konu, üniversitelerde türban takılabiliyor olması. Bir TV programındaki programda konuk ana muhalefet lideri, öğrenciler de izleyiciler. "Başı kapalı değil türbanlı!" bir ablamız soru sormak için eline mikrofonu alıyor. Ayağa kalkması rica edilince "Sen Atatürk müsün ayağı kalkıyım" diyor. Bu ablanın kafasına taktığı türban beynine giden oksijene baskı yapıyor olabilir, ya da doğuştan aklıyla ilgili bir problemi olabilir. Benim bildiğim kadarıyla kimse Atatürk olduğunu iddia etmiyor, ayrıca Atatürk'e bu kadar saygı gösteriyorsunuz madem, nedir laiklikle alıp veremediğiniz? Söylenecek tek şey var, bir önceki yazımda uzunca bahsettiğim samimiyetsizlik kokuyor bu hareketler.
Benim başı kapalı insanlarla hiç bir problemim olamaz, aile bireylerimden başı kapalı olanlar var, kapalı çok yakın arkadaşlarım var ve bunlar hiç bana iğreti durmaz, tercihleridir der, yorumda bulunmam. Ama sokakta gördüğüm yaşıtım olan bayanların çoğu benzer durumda değil. Ben başı açık bir bayanım, giyimime özen göstermeye çalışırım, ama çok fazla bakım-makyaj yaptığım söylenemez. Bütün bunlar sonucunda sokakta dolanırken kimsenin ilgisini çektiğimi düşünmüyorum. Ama başı kapalı ablalarım benim, daracık bluzler giyiyor, bir kilo makyaj, başörtüsünü öyle bağlıyorlar ki benim de bakasım geliyor. Bazısı hatta durumu öyle abartıyor ki erkeklerin zihninde çok daha ilginç fikirler oluşabilir onlara bakarken. Niye takılıyor baş örtüsü? Dikkat çekmemek, kimseyi tahrik etmemek için. Ama görüyoruz ki önemli olan niyet, niyetin başkaysa başörütüsüyle de oluyor.
En çok üzüldüğüm konu, bu konuları saptıran, bunlar üzerinden siyaset yapanlar yüzünden, başörtüsü takan insanlara önyargıyla bakılması. Hepimiz bir toprakta yaşıyor, pek çok şey paylaşıyoruz, ama siz-biz diyoruz birbirimize hala, yazık.